Bilinen Tabloların Bilinmeyen Yönleri
Return to HomepageSanat, bizi ortak bir paydada buluşturması ve hayatımızın her alanında kendine yer bulabiliyor olmasıyla oldukça değerli. Tarih boyunca insanlığın üretimden hiç vazgeçmediği alanlardan biri olan resim sanatında bu zamana kadar üretilen pek çok tablo evlerde, duvarlarda ve son dönemde teknolojik cihazlarımızın arka planlarında kendine yer bulmaya devam ediyor. Biz de sizler için tüm dünyaya mâl olmuş 4 tabloyu inceledik ve bu meşhur tabloların bilinmeyen yönlerini ortaya çıkardık!
Amerika Deyince Akla Gelen: Gece Kuşları

Amerika, sanatın en popüler isimlerinin üretim yaptığı ve birçok sanat eserine de ilham olmuş bir yer. Bununla birlikte Amerikan Sanatı apayrı bir alan ve eğer birileri bu konudan bahsediyorsa orada Edward Hopper’ın Gece Kuşları tablosundan bahsetmemek olmaz.
1942 yılında yapılan bu meşhur tablo, gece geç saatte yine Amerikan tarzı denilebilecek ufak bir restoranda oturan insanları betimliyor. Büyük sanat eserlerinin pek çoğunda olduğu gibi ilk bakışta çok basit bir tablo gibi görünen Gece Kuşları tablosunu bu kadar meşhur yapansa tabloda yer alan detaylar.
Bomboş bir sokakta ışıkları tüm sokağı kaplayan bir restoran ve bu restoranda yer alan bir çift ile kim olduğu anlaşılmayan bir adam… Bu detaylara restoranın bir çıkış kapısının resmedilmediğini ve bar alanındaki personelin de çıkabileceği bir alanın görünmediğini ekleyince resmin büyüsü kendini daha da ele veriyor.
Sanat otoriteleri bu tabloda bir tuzağa düşürülme öyküsünün olduğu konusunda şüpheliler. Hopper resmi çizerken tam olarak böyle bir niyetinin olmadığını ancak yine de bilinçsiz olarak kocaman bir şehrin yalnızlığını çizmiş olabileceğini ifade etmişti.
Müzikten edebiyata pek çok farklı alanda başka sanat eserlerine ilham olan Gece Kuşları tablosu, Simpsons, Snoopy, Tenten gibi kahramanların ve modern sanatın en önemli isimlerinden biri olan Banksy’nin dokundurmalarında da yer aldı.
1982’de vizyona giren Herbert Ross yönetmeliğindeki “Cennet Parası” (Pennies from Heaven) filminde kamera açısıyla, atmosferiyle, oyuncuların giydiği kıyafetleriyle tabloya sadık kalınan bir sahne de yer alıyor.
Tam da II. Dünya Savaşı’nın en çetrefilli dönemlerinde şehrin yalnızlığını gösteren bu tablonun ilerleyen dönemlerde hiç yalnız kalmaması da sanatı değerli kılan tarafı.
Hangi Amerika: Amerikan Gotiği

Amerikan sanatının bir diğer önemli örneği olan Amerikan Gotiği tablosuna da değinmeden geçmek olmaz.
Gece Kuşları tablosundan önce yapılan ancak üne biraz daha sonra kavuşan Amerikan Gotiği, Grant Wood’a ait. Amerika’nın eyaletlerinden biri olan Iowa’daki bir evden alınan ilhamla oluşturulan tablonun bu kadar konuşulmasının sebeplerinden biri tablodaki kadın figürün Wood’un kız kardeşi Nan Wood’tan ilham alınarak yapılmış olması.
Mutsuz görünen bir Amerikan kadını ile ona göre çok daha yaşlı olan ve elinde dirgen tutan adam yan yanadır. Bu ikilinin hangi bağlarla birbirlerine bağlı olduğuna dair bir türlü karar verilememiş, karı koca mı yoksa baba kız mı olduklarına dair derin tartışmalar yürütülmüştür. Hatta ressam Grant Wood bu belirsizliği tablonun reklamını yapabilmek adına da kullanmıştı.
Bugün Amerika denilince aklımıza gelen görüntünün çok çok ötesinde farklı bir tasviri yansıtan bu tabloda evin verandasında yer alan bitkilerin ressam Wood’un annesini resmettiği Woman with Plants adlı tablosunda yer alan bitkilerle aynı olduğunu da belirtmekte fayda var.
Hiciv bir eser olarak nitelendirilen Amerikan Gotiği, kültür hayatında değişmez yer edinmiştir. Örneğin dikkatli bir biçimde incelenirse erkek figürün elindeki dirgenin formunun figürün giydiği gömlekte ve hatta arkadaki evde de tekrarlandığı görülebilir.
Tıpkı Gece Kuşları tablosunda olduğu gibi bu tabloda da çok önemli zıtlıklar bulunmaktadır. Tablonun bu kadar renkli tasarlanmasına rağmen figürlerin suratındaki asıklık bu zıtlığın en görünen örneklerinden birisi!
Dehanın İç Dünyası: Arles’teki Yatak Odası

Popüler kültürün en çok kullandığı isimlerden biri olan Vincent Van Gogh değeri sonradan anlaşılan figürlerden birisi. Her bir hareketiyle, bizlere bıraktığı her bir eseriyle ayrı ayrı günlerce konuşulacak nitelikte bir deha olan Van Gogh’un Arles’teki Yatak Odası tablosu ressamın iç dünyasını anlamamız açısından oldukça önemli.
Van Gogh dendiği zaman tablolar kadar meşhur kulağı kesme hikâyesi de bilinir. İşte tam olarak bu tablonun üretildiği döneme gelen o olayın yaşanmasında da bu tabloyla alakalı detayları anlamak gerekiyor.
Van Gogh’un kendi odasını tasvir ettiği bu tablonun detaylarını kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplardan da anlamak mümkün. Nitekim Van Gogh kardeşinden o dönem çok büyük bir hayranlık duyduğu Paul Gaugin’i ikna ederek Arles’e gelmesini istediği biliniyor. Duvardaki eskizler de aslında bu yatak odasında Gaugin’i beklerken oluşturulan eskizler olarak ifade ediliyor.
Öte yandan Van Gogh arzusuna kavuşuyor ve Gaugin ile bir süre çalışıyorlar ancak aralarındaki tartışmalar arttıkça büyük ressamın ruhsal sancıları daha da artıyor. Tüm bu süreçlerden sonra o meşhur kulak kesme olayı yaşanıyor ve Hollandalı ressam ne yazık ki akıl hastanesine kaldırılıyor.
Bununla birlikte odanın normal formlarda bir oda olmadığını ve renklerin de birbirlerine karıştığını görmek oldukça mümkün. Bu durumu ressamın ruhsal sancılarına veya gözündeki bozukluklara bağlayan sanat otoriteleri mevcut. Yatağa ve arka duvara bakıldığı zaman orantının çok dışına çıkan bir eğrilik olduğu kolaylıkla anlaşılıyor.
Theo ile mektuplaşmalarda tablonun ilk halinin sel baskınından kaynaklı zarar görmesinin Van Gogh üzerinde çok ciddi bir olumsuz etki yarattığı biliniyor. Bununla birlikte ikinci ve üçüncü edisyonlarda Hollandalı dehanın bunalımının daha da arttığı rahatlıkla anlaşılır. Zira ilk tabloda canlı bir renkle boyanan zemin son halinde gri bir hal alır.
Başyapıt: Mona Lisa

Sanata, sanat tarihine hiç ilgi duymamış bile olsanız Leonardo Da Vinci ismini ve onun meşhur Mona Lisa tablosunu bir şekilde duymuşsunuzdur.
Sanat tarihinin en ikonik tablosu olan bu tabloyla alakalı olarak senelerden bu yana her gün bir başka gizem ortaya çıkıyor. Leonardo Da Vinci’nin 1503 yılında yapımına başladığı bu tablo Fransa’nın ünlü Louvre Müzesi’nde güvenlikli bir camın arkasında korunan tek eser.
Fransa’nın yasalarına kadar giren ve halkın malı olduğuna dair net bir şekilde yargı koyulan Mona Lisa sadece bugün değil yapıldığı ilk dönemde de oldukça meşhurdu. 14. Louis ve Napolyon gibi Fransız krallarının odalarını süsleyen bu tabloyu özellikle Napolyon’un çok sevdiği ve banyo yaparken dahi Mona Lisa tablosunu karşısına aldığı rivayetleri dolaşır.
Leonardo Da Vinci insanlık tarihinin en büyük dâhilerinden biriydi ve insan vücuduna dair yaptığı çalışmalar Mona Lisa’nın da bu kadar etkileyici olmasını sağladı. Yüz ifadesindeki belirsizlik, kompozisyonundaki anıtsallık, atmosferdeki ilginçlikler, tablo hakkındaki çalışmaları devam ettirmektedir.
Mona Lisa’nın kaşlarının resmedilmemiş olması, belirsiz surat ifadesi ve suratındaki altın oran ilk tahlilde hemen fark edilebilen detaylar. Bu büyük tablonun 500 yıllık yorgunluğuna rağmen hâlâ daha çok etkileyici olması onu birçok kez hedef getirdi. Birçok kez hırsızlık girişimine maruz kalan tabloya son olarak Mayıs ayının sonunda pastalı bir saldırı yapılmış, ancak neyse ki onu koruyan güvenlikli cam sayesinde tabloya herhangi bir zarar gelmemişti.
Art